top of page

Yeni Savaş Alanının Görünmeyen Oyuncuları: Dual-Use Teknolojiler Neden Ulusal Güvenliğin Merkezinde?

Güven Karaöz
23 Eyl
5 dakikada okunur

Savaş alanının yeni aktörleri, artık yalnızca savunma şirketleri değil. Bir yapay zeka (YZ) girişimi, batarya üreticisi, uydu verisi sağlayıcısı, sağlık teknolojisi şirketi veya ileri malzeme geliştiren bir üniversite laboratuvarı da artık ulusal güvenliğin parçası.


Çünkü, güvenlik artık yalnızca silahlı kuvvetlerin sahip olduğu platformlarla ölçülmüyor. Bir ülkenin enerji sistemlerinin sürekliliği, haberleşme altyapısının dayanıklılığı, kritik verilerini koruyabilmesi, tedarik zincirlerini sürdürebilmesi ve yeni teknolojileri sahaya ne kadar hızlı taşıyabildiği de savunma kapasitesini belirliyor.

Bu dönüşüm, dual-use teknolojileri ulusal güvenliğin çevresinden merkez noktasına taşıyor.


Savaş alanını artık yalnızca savunma sanayii şekillendirmiyor


Geleneksel savunma teknolojileri, uzun geliştirme takvimleri, büyük bütçeler ve sınırlı sayıdaki ana yüklenici etrafında şekilleniyordu. Bu model, hala gerekli. Ancak, tek başına yeterli değil.


YZ, otonom sistemler, mikro elektronik, ticari uydu görüntüleri, siber güvenlik, robotik ve enerji depolama gibi alanlarda teknolojik ilerlemenin önemli bir bölümü, artık sivil şirketler ve girişimler tarafından gerçekleştiriliyor.


Bu durum, teknolojinin akış yönünü de değiştirdi. Geçmişte savunma için geliştirilen teknolojiler zaman içinde sivil kullanıma aktarılırken, bugün ise sivil pazarda geliştirilen çözümler hızla güvenlik ve savunma ihtiyaçlarına uyarlanıyor. Literatürde “spin-in” olarak adlandırılan bu yönelim, ticari teknolojilerin savunma ekosistemine taşınmasını ifade ediyor.


Bir lojistik şirketi için geliştirilen rota optimizasyon algoritması, askeri ikmal planlamasında, tarım alanlarını izleyen görüntüleme sistemi sınır güvenliğinde, madenlerde kullanılan otonom araç tehlikeli bölgelerde yürütülen görevlerde kullanılabiliyor.


Teknolojik üstünlüğün kaynağı artık yalnızca daha güçlü bir platforma sahip olmak değil; sivil inovasyonu ne kadar hızlı tespit edip doğrulayabildiğiniz ve operasyonel kapasiteye dönüştürebildiğinizdir.


Ukrayna savaşı neyi değiştirdi?


Rusya-Ukrayna savaşı, ticari teknolojilerle askeri ihtiyaçlar arasındaki sınırların ne kadar geçirgen hale geldiğini açık bir biçimde gösterdi.


Ticari insansız hava araçları, uydu görüntüleme hizmetleri, bulut altyapıları, YZ destekli görüntü analizi, üç boyutlu üretim, güvenli haberleşme çözümleri ve hızla geliştirilen yazılımlar, sahadaki operasyonların bir parçası haline geldi.


Ancak, buradan çıkarılması gereken sonuç yalnızca “dronlar savaşın şeklini değiştirdi” değildir. Daha önemli değişim, teknoloji geliştirme döngüsünün kısalmasıdır.


Sahadan gelen ihtiyaç, teknoloji ekibine aktarılıyor, çözüm geliştiriliyor, deneniyor, kullanıcı geri bildirimi alıyor ve yeniden sahaya çıkıyor. Geleneksel olarak yıllar sürebilen geliştirme döngüsü, bazı teknoloji sınıflarında aylara, hatta haftalara kadar inebiliyor.


Ukrayna’nın geliştirdiği BRAVE1 yapılanması, kamu kurumlarını, güvenlik birimlerini, yatırım mekanizmalarını ve teknoloji geliştiricilerini aynı sistemde buluşturmayı amaçlıyor. Platformun temel işlevi yalnızca girişimlere hibe vermek değil; ihtiyaç, geliştirme, test, kodifikasyon ve sahaya geçiş arasındaki mesafeyi kısaltmak. Ukrayna’nın resmî dijital devlet platformu da, BRAVE1’i savunma teknolojisi ekosistemindeki aktörleri bir araya getiren bir koordinasyon yapısı olarak tanımlıyor.

Buradaki gerçek ders şu: Teknolojinin kendisi kadar, teknolojiyi sahaya taşıyan sistemin hızı da stratejik bir yetkinliktir.


Ulusal güvenliğin kapsamı genişledi


Dual-Use teknolojilerin önem kazanmasının bir başka nedeni, ulusal güvenlik kavramının genişlemesidir.


Bugün aşağıdaki alanların her biri, güvenliğin doğrudan bir parçası olmuş durumdadır:


  • Enerji Üretimi ve Dağıtımı

  • Haberleşme Altyapısı

  • Siber Güvenlik ve Veri Egemenliği

  • Gıda ve Su Güvenliği

  • Sağlık Sistemlerinin Sürekliliği

  • Kritik Madenler ve Hammaddeler

  • Yarı İletken ve Mikroelektronik Tedariki

  • Uzay Tabanlı Haberleşme ve Gözlem

  • Lojistik ve Ulaştırma Sistemleri

  • Afetlere Müdahale Kapasitesi


Bir enerji depolama teknolojisi, sivil pazarda yenilenebilir enerji sistemlerinin sürekliliğini sağlarken, savunma tarafında ileri üslerin enerji ihtiyacını karşılayabilir. Uzaktan sağlık çözümü, bir hastanede hasta takibi için, sahada ise sağlık personelinin erişemediği bölgelerde kullanılabilir.


Bu nedenle Dual-Use inovasyon, yalnızca savunma sanayiinin yeni teknoloji arayışı değildir. Ekonomik dayanıklılık, endüstriyel kapasite ve ulusal güvenlik arasındaki bağın yeniden kurulmasıdır.


NATO ve Avrupa neden startuplara yöneliyor?


Savunma ve güvenlik kuruluşları, kritik teknolojilerin önemli bir bölümünün kendi geleneksel tedarik zincirlerinin dışında geliştiğini artık kabul ediyor.


NATO tarafından kurulan DIANA, girişimlerin Dual-Use teknolojilerini savunma ve güvenlik problemleri üzerinde geliştirebilmesi için hızlandırma, test, mentorluk ve pazara erişim altyapısı sunuyor. DIANA’nın ağı, İttifak genelinde 16 hızlandırıcıyı, 200’den fazla test merkezini ve 32 müttefik ülkenin pazarlarına erişim imkanını kapsıyor. Amaç, yalnızca teknolojiyi keşfetmek değil; çözümleri operasyonel ortamlarda doğrulamak ve kullanıma geçişini desteklemektir.


NATO Innovation Fund (NIF) ise, 24 NATO ülkesinin desteğiyle bir milyar avronun üzerinde sermayeyi savunma, güvenlik ve dayanıklılık (defence, security & resilience) odaklı derin teknoloji girişimlerine yönlendiriyor. Fonun yatırım alanları arasında YZ, otonomi, uzay, enerji, biyoteknoloji, kuantum, ileri malzemeler ve yeni nesil haberleşme bulunuyor. Bu alanların neredeyse tamamı güçlü sivil pazarlara da sahip.


Avrupa Birliği de Avrupa Savunma Fonu (EDF) kapsamında kurduğu EUDIS aracılığıyla startupları ve KOBİ’leri, savunma inovasyonu ekosistemine taşımaya çalışıyor. EUDIS, hızlandırma, eşleştirme, yatırım desteği ve teknolojik sınama mekanizmalarını aynı çatı altında topluyor. 2026 çalışma programında EUDIS için, 231 milyon avroluk kaynak ayrılmış durumda.


Bu yapılanmaların ortak mesajı çok açık: Geleceğin kritik savunma teknolojilerinin tamamı, geleneksel savunma şirketlerinin içinden çıkmayacak!


Görünmeyen oyuncular kimler?


Dual-Use ekosisteminin görünmeyen oyuncuları, kendisini henüz savunma şirketi olarak görmeyen kuruluşlardır.


Bunlar arasında,

  • YZ ve veri analitiği girişimleri,

  • Otomotiv yan sanayi şirketleri,

  • Batarya ve enerji sistemleri geliştiricileri,

  • Medikal teknoloji şirketleri,

  • Telekomünikasyon ve siber güvenlik firmaları,

  • Robotik ve endüstriyel otomasyon şirketleri,

  • İleri malzeme üreticileri,

  • Üniversite araştırma grupları,

  • Uzay ve uydu teknolojisi girişimleri,

  • Lojistik ve tedarik zinciri yazılım şirketleri

yer alıyor.


Bu şirketlerin önemli bir bölümü, savunma ve güvenlik alanındaki kullanım senaryolarını bilmiyor. Savunma kuruluşları ise, sivil ekosistemde geliştirilen teknolojilerin tamamını sistematik biçimde izleyemiyor.


Sorun çoğu zaman, teknoloji eksikliği değil, ihtiyaçla teknoloji arasındaki bağlantının kurulamamasıdır.


Türkiye açısından fırsat..


Türkiye, güçlü bir savunma sanayine, gelişmiş üretim altyapısına, teknoparklara, üniversitelere ve büyüyen bir girişimcilik ekosistemine sahip. Fakat, bu unsurların aynı değer zinciri içinde olduğundan çok daha etkin bir şekilde birlikte çalışması gerekir.


Savunma sanayii kendi tedarikçi ağı içinde ilerlerken, sivil teknoloji girişimleri farklı bir ekosistemde gelişiyor. Üniversitelerde ortaya çıkan araştırma çıktıları çoğu zaman ürünleşemiyor. Sanayi şirketlerinin sahip olduğu üretim kabiliyetleri ise, dual-use potansiyeli açısından yeterince değerlendirilmiyor.


Türkiye’nin ihtiyacı, yalnızca daha fazla Dual-Use girişim kurmak değildir. Aşağıdaki mekanizmaları içeren bütünleşik bir sistem kurmaktır:


  1. İhtiyaçların Tanımlanması: Kamu ve savunma kurumlarının operasyonel problemleri, teknoloji girişimlerinin anlayabileceği açık problem alanlarına dönüştürülmeli.


  2. Teknoloji Taraması: Startupların yanı sıra KOBİ’ler, Ar-Ge merkezleri, tasarım merkezleri ve üniversite laboratuvarları sistematik olarak taranmalı.


  3. Çok Boyutlu Değerlendirme: Teknoloji yalnızca TRL ile değil, müşteri, iş modeli, fikri mülkiyet, üretim, entegrasyon ve finansman hazırlığıyla birlikte değerlendirilmeli.


  4. Test ve Doğrulama: Girişimler, laboratuvar ortamından çıkarılarak, gerçek kullanıcılar ve operasyonel koşullar altında sınanmalı.


  5. İlk Müşteri Mekanizması: Başarılı pilot çalışmaların satın almaya dönüşebilmesi için, ön ticari tedarik ve hızlı sözleşme modelleri kurulmalı.


  6. Özel Sermaye: Kamu hibelerinin yanında, Dual-Use girişimlerin uzun geliştirme ve satış döngülerini anlayan SSTEK gibi, farklı aşamalardaki girişimler için uzman yatırım fonları oluşturulmalı.


  7. Uluslararası Erişim: Girişimler/startuplar, NATO DIANA, NATO Innovation Fund, Avrupa Savunma Fonu ve EUDIS gibi yapılara hazırlanmalılar.


Bu zincir kurulmadığı sürece, çok sayıda teknoloji geliştirilebilir; ancak çok azı ulusal kapasiteye ve ihracata dönüşür.


Dual-Use etiketi tek başına değer yaratmaz


Dual-Use kavramının popülerleşmesi, her teknoloji girişiminin/startupının sunumuna “savunmada da kullanılabilir” ifadesi eklemesi gibi yeni bir riski de beraberinde getiriyor.


Bir teknolojinin teorik olarak savunmada kullanılabilmesi, onun Dual-Use bir iş modeline sahip olduğunu göstermez.


Gerçek Dual-Use potansiyel için şu soruların cevaplanabiliyor olması gerekir:


  • Hangi operasyonel problem çözülüyor?

  • Son kullanıcı kim?

  • Mevcut çözüme göre avantajı (benzersiz değer/satış önermesi) nedir?

  • Teknoloji hangi ortamda doğrulandı?

  • Hangi sistemlerle entegre olacak?

  • Veri güvenliği nasıl sağlanacak?

  • Üretim kapasitesi yeterli mi?

  • İhracat kontrolü ve fikri mülkiyet yapısı hazır mı?

  • Pilot uygulama hangi koşullarda satın almaya dönüşecek?


Bu soruların cevabı yoksa, ortada strateji değil, yalnızca olasılık vardır.


Yeni üstünlük: İnovasyonu sahaya taşıma hızı


Geleceğin ulusal güvenlik kapasitesi, yalnızca tank, uçak, füze veya gemi sayısıyla ölçülmeyecek. Ülkelerin sivil teknoloji ekosistemlerini, güvenlik ihtiyaçlarıyla ne kadar hızlı buluşturabildiği de belirleyici olacak.


Startuplar, üniversiteler, KOBİ’ler, yatırım fonları ve teknoloji şirketleri, artık savunma ekosisteminin dış paydaşları değil, yeni güvenlik mimarisinin doğrudan oyuncularıdırlar.


Asıl rekabet, kimin daha fazla teknoloji geliştirdiğinden ziyade, kimin doğru teknolojiyi daha hızlı keşfettiği, doğruladığı, ürettiği ve sahaya taşıdığı üzerinden şekillenecek.


Dual-Use inovasyon, bu nedenle geçici bir teknoloji akımı değildir. Ekonomik rekabet gücü, toplumsal dayanıklılık ve ulusal güvenliği aynı sistem içinde buluşturan stratejik bir kapasitedir.


Yeni savaş alanının görünmeyen oyuncuları, laboratuvarlarda, startup ofislerinde, fabrikalarda ve üniversitelerde çalışıyor. Mesele ise, onları savunma ekosistemine çağırmak değil, birlikte değer üretebilecekleri sistemi kurmaktır.



Yorumlar


İletişim

bilkent-hane.jpeg
itu_cekirdek.png
Canada Temsilcilik.webp
almanya-temsilcilik.png

Ankara (Merkez Ofis)

BİLKENT TEKMER HANE

Üniversiteler Mahallesi, 1597. Cadde Bilkent Center AVM. HANE, Bilkent-Çankaya

İstanbul (Temsilcilik)

İTÜ ÇEKİRDEK

Reşitpaşa Mah. Katar Cad. No:4 İç Kapı No:1101 34467 Sarıyer – İstanbul

Kuzey Amerika (Temsilcilik) 

365 Church Street Toronto, ON Canada

Almanya (Temsilcilik)

Lise Meitner Strasse No:6, Rwtingen 40878 North Rhine-Westphalia, Düsseldorf

İletişime gectiginiz icin tesekkurler. Artık inovasyona daha yakınsınız!

  • Linkedin
  • Instagram

©2024, Innotalent tarafından tüm hakları saklıdır.

bottom of page